Doğu ve Batı Refleksleri

dogu_bati_sergi02_b

Şimdiye kadar Bir ayırım olarak Batı ve Doğu üzerine milyona varan çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaların yapılması, bu konuların konuşulması bize şunu göstermektedir ki; dünyada, birbirinden farklı dünya anlayışları bulunan, birbirleriyle doğal olarak ilişkileri olan, farklı karakter yapılarına sahip iki özne var. Bunun birçok coğrafya tartışmaları olmuştur ve olacak.

İnsanlık tarihi ise bu iki öznenin birbirleriyle olan ilişkileri üzerine kuruludur. Aynı evde farklı görüşleri paylaşan iki arkadaş, kardeş… Birbirleriyle birçok ortak yanlarının bulunduğu, birine gelecek zararın diğerini de etkilediği bildik ev ortamı.

Batı ve Doğu’nun farklı anlayış ve yapıları elbette çekişmelerin, kavgaların sebebi olacak ve olmaya da devam edecek. Aradaki rekabet, kıskançlık, öldürmeye varan yaklaşımlar kıyamete kadar sürecek. Kim ne derse desin, her asırda farklı meselelerin farklı boyutlarda tartışıldığı bitmeyecek bir çatışma. Başlangıç olarak Habil ve Kabil, Persler ve Büyük İskender, İslam ve Hıristiyanlık, Sömürülenler ve Sömürenler ve daha gelecek olan niceleri…

Bir tarafın diğer tarafa olan zulmü, mazlumun bir tepki vermesine sebep olur her zaman. Bu tepkiler zamanla refleksler haline dönüşür. Bu refleksler farklı zamanlarda, farklı şekillerle olabilmektedir. Tarihten örnekler vererek bunu biraz açmak istiyorum.

Doğu Batıdan gelen tehlikelere karşı her zaman içe dönük ve içten tepki verir. Batı ise tersi olarak saldırgan ve karşı tarafa dönük tepkiler verir. Burada Doğu’ya örnek olarak; Haçlı Seferleri karşısında verilen mücadeleyi gösterebiliriz. Haçlılar karşısında İslam dünyası sadece yalınkılıç mücadele etmemiştir. Daha büyük boyutta kendi içinde de bir devrim yapmıştır. Gazali’nin İhya’sını buna en kuvvetli bir kanıt olarak gösterebiliriz. Ona göre İslam Dünyası zayıf düşmüştür ve sebebi de dinine eskisi gibi sahip çıkmamasıdır. Aynı zamanda bu kendi içinde bir diriliş gerektirir.

Aynı şekilde Osmanlı, 1683 Viyana Kuşatması’ndan sonra kendine bir soru sormuştur. Aynı zamanda bunlara çözüm olarak, önce askeri alanda olmak üzere birçok değişime gitmiştir. Sadece İslam değil Çin de yıllarca Batı’nın sömürge politikasına karşı içten tepkiler vermiştir. Japonya’nın 19.   yüzyılı reform yüzyılıdır. Yani Doğu dünyası her zaman kendini güçlendirmeye yönelik “güçlüden kendini geliştirerek daha güçlü olma” prensibini uygular.

Batı da ise bu refleks örnekleri, karşı tarafa yönelik olmuştur hep. Büyük İskender’in fetihleri, Haçlı Seferleri, sömürge politikaları ve benzerleri daima karşı tarafın zayıflamasına yöneliktir. Batı imkânların zorlaşması ve çıkış yolu bulamamak durumunda kendisini sorgulamaya başlar. Rönesans bunun bir örneğidir. Osmanlı ve diğer Doğu devletlerinin askeri, ekonomik vb. alanlardaki hegemonyasından bıkan ve buna çözüm bulamayanların artık kendini sorgulamaya başlamasıdır. Tıpkı bir çözümsüz bir grup üyelerinin birbirlerini suçlamaya başlaması gibi. Ancak bunun sonucu da emperyalizm olmuştur.

Modern anlamda ise Batı çok daha faydacı yaklaşır duruma. Karşı tarafın güçlenmemesine kendini o kadar kilitlemiştir ki biraz sivrilenleri hemen ezmeye koyulur, engeller. Asla kendine yakın duruma bile gelmesine tahammül edemez. Tabi bu durum onun kudretine bağlı olarak değişebilir. Yani Batı dünyası “güçlüyü kendinden daha güçsüz duruma getirmek ve orada hapsetmek” prensibini uygular. Bu durum Doğu ve Batı arasındaki kesin çizgidir.

Ahlaki olarak değerlendirdiğimizde Doğu’nun reflekslerinin ahlaki ve insanlığa yaraşır bir durum olduğunu görürüz. Bireye indirgediğimizde şu şekilde ortaya çıkar: İki arkadaş düşünün. Birisi, arkadaşının kendisinden üstün olduğunu gördüğü zaman ona imrenmekte ve uygulamalarını ona göre değerlendirmektedir. Diğeri ise aynı durumda, arkadaşını kıskanıyor ve onun işini bozmaya çalışıyor. İnsanlık seviyesini yükselten ve alçaltan bariz bir durumla karşı karşıyayız demektir bu.

Elbette ki bu iki yaklaşımında farklı konularda övülecek ve yerilecek yerleri vardır. Doğu ve Batı’yı taraf kılıp körükleyecek değil, birbirini tanımlama ve değerlendirme üzerine bir yaklaşım sergilenmelidir. Burada taban her zaman insanlık ve ahlak olmalıdır. Allah’ın gönderdiği tüm dinlerde verilen mesaj bu eksendedir. Habil ve Kabil iyi-kötünün değil, insanlık seviyesinin ve ahlakın vurgusunu yapar. Bizim alacağımız mesaj bu olmalıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: