Haçlı Seferleri’ni Anlayabilmek-1

300px-CouncilofClermont

Genellikle yanlış anladığımız, kendi tablomuzu çizdiğimiz ve hatta saptırdığımız konulardan biridir Haçlı Seferleri… Seferlere baktığımızda olanı değil, olması gerekeni görürüz kendi içimizde. Binlerce mit, anı, hırs, gözyaşı, kan ve yenilenmelerle doludur bu seferler.

Sadece günümüzde değil, meydana geldiği zaman zarfında da onlarca bakış açısına sahip ve farklı yorumlanan seferlerdir. Dolayısıyla günümüzdeki yorumlar da, oluşturulan bu tablonun üzerine çizilmeye çalışılmış ve karmakarışık bir tablo meydana gelmiştir.

Bu tablo tıpkı Picasso gibi ressamların çalışmalarına benzer. Her bakan kendi dünyasına göre bir duyguya kapılır. Oysa gerçek olan yalnızca bir tanedir. Yüzde yüz gerçeğe tamamen ulaşamasak da ona yaklaşabileceğimizden bunu etraflıca anlamaya çalışalım.

Haçlı Seferleri’nin başlangıcı genelde miladî 1096 yola çıkışla başlatılır ve olaylar rivayetlere göre anlatılır. Hem Batı hem de Doğu kaynaklarında olayların maksadına, sebebine ve sonucuna göre yapılmış yorumları pek fazla bulamazsınız. İki tarafta da çoğu zaman abartılmış sayılar, efsaneler, mucizeler ve muazzam kişilikler çerçevesinde ve kıssa türünde hikâyelerin bütününe rastlarsınız. Bunlar o kadar çoktur ki tarihin hiçbir dönemine dair bu kadar anlatı olmasa gerek. Bütün bu kaosun içinde kaybolur ve konunun özünden uzaklaşırsınız.

Ülkemizde de buna ait çalışmalar çok az ve kısıtlıdır. En önemli yapıtlar çeviridir ve asla tam bir bütünlük yoktur. Milli tarih anlayışı içerisinde de Kılıçaslan’ın geçit vermediği -daha doğrusu vermemeye çalıştığı- büyük ordular şeklinde tasvir edilir ve olaylar sadece millî bir bakış açısı çerçevesinde ele alınır. Yani o sırada biz neler yapıyorduk?

Batıda ise aydınlanmanın getirdiği bir anlayışın sonucu olarak baskıcı Kilise otoritesinin insanları heba ettiği, kullandığı ve sonu belirsiz yıkımlara sürüklediği bir hareket olarak görülür. Çoğunluğun dışında bazı bilim adamları ise bu sayede doğudan gelen medeniyetin vurgusunu yaparlar ve bunu aydınlanmanın ilk tohumları olarak gösterirler. Genel olarak ise batı tarihinin, yüz karası bir davranışıdır Haçlı Seferleri.

Meselenin en can alıcı ve en çok işlenen konusu olarak, dinin ve dini duyguların hâkim olduğu savaşlar göze çarpar. Hıristiyanlık ve İslam’ın hâkimiyet mücadelesi, kurduğu diyaloglar, suçlamalar ve tartışmalar en son safhada işlenir. Bu tartışmalar öylesine kesif, öylesine uzundur ki, en ince ayrıntısına kadar konuşulmuş, günümüze değin hatta günümüzde dahi bu tartışmalar bitmemiştir. İki tarafın da diğerine bir üstünlük kurma amacı gütmesi kaçınılmaz ve kesindir. Öte yandan din uleması ve kilisenin halkları hareketlendirmeleri, kendi kavgalarının sosyal hayattaki yansımaları ve otoriteleri çokça eleştiri konusu olmuştur, olmaktadır.

Seferlerin en az görülen, hatta göz ardı edilen konularından birisi ekonomik boyuttur. Son yıllarda bu noktaya dikkat çeken bazı çalışmalar mevcut olsa da meselenin bu vechi derinlemesine asla incelenmemiş ve tartışılmamıştır. Avrupa’daki sefaletten kaynaklanan toplumsal kavgalar ve İslam Dünyası’ndaki zenginliğin paylaşılamamasından doğan hararetli siyasi arena, olaylardaki mevcut siyasi kararların yorumlanmasına tam olarak harmanlanamamıştır. Sadece yüzeysel olarak, seferlerin başlamasından evvel Avrupa’da baş gösteren kıtlık, İslam Dünyası’ndaki az önce belirttiğimiz paylaşım sorunları ve seferlerin ekonomik getiri ve götürüleri ele alınmıştır.

Bizce de en önemli problemlerden birisi olarak görülen “bilgi” boyutuna dair ise hemen hemen hiç çalışma yok gibidir. Bilgi boyutu derken tarafların birbirlerine bakışını, birbirleri hakkındaki düşüncelerini kastetmekteyiz; “binlerce kilometre uzaktan gelip kanını akıttığınız bir kişi hakkında kafanızdaki duygular nedir?” “Başınızda bunca dert ve rakip varken bu yabancılar da nereden çıktı, kim bunlar?” gibi soruların cevaplarıdır asıl murad ettiğimiz. Çünkü genel manada iki taraf da birbiri hakkında çok az şeyler bilmesine karşın birbirlerine büyük düşmanlık besleyebilmişlerdir. Bu konuda batı dünyası çok ileride olsa da İslam dünyasında bu duyguyu ilk başlarda göremeyiz. Ama daha sonra İslam dünyasında da çıkar konusuna bağlı olarak gelişmiş ve perçinlemiştir. Ama karşıdakinin düşünce ve dünyasını tanımak açısından iki tarafın da belirli gayretlerini göremiyoruz.

Böylece bu meselenin temel olarak dört ana bakış açısından oluştuğunu görürüz. Din, ekonomi, siyaset ve bilgi. Meselenin geri kalan yönleri ise ayrıntılardan doğan soruları cevaplamamıza yarayacaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: