Haçlı Seferleri’ni Anlayabilmek-2

montsegur0kd

Seferlerin dini boyutu, tarihimizde bu seferlerin genel amacı olarak yansıtılan en önemli kısmıdır. Senaryo hazırdır; Haçlılar Müslümanların ilerleyişinden ve kutsal yerlerin Hıristiyanların ellerinden çıkmasını hazmedemezler ve sabrın son boyutunda sefere çıkılır.

Müslümanlar da aynı duyguyla karşılık verirler ve Haçlılar geldikleri gibi giderler. Gösterilen tarih tamamen Müslüman- Hıristiyan çatışmasını yansıtan bir bakış açısıyla ele alınır.

Oysa gösterilen temayla gerçek arasında derin uçurumlar vardır. Kuşbakışı bir haritaya baktığınızda gerçekten de Müslümanlar İstanbul önlerinden Fransa sınırına kadar ilerlemişlerdir. Hıristiyanlar adına kutsal sayılabilecek aşağı yukarı her şey Müslümanların elindedir. Ama kaçırdığımız gözden ırak bir nokta bulunmaktadır.

IX. yy da yaşamış bir papaz olan Paul Alvarus’u dinleyelim:

“Hıristiyanlar Arap romanları ve şiirlerini okumayı seviyorlar, onları çürütmek için değil düzgün ve fasih bir Arapçaya sahip olmak için Arap ilahiyatçılarını ve filozoflarını çalışıyorlar. Kitab-ı Mukaddes’in Latince yorumlarını okuyan yahut İncil’i, resulleri, havarileri inceleyen halk nerede? Heyhat! Bütün yetenekli Hıristiyan gençleri büyük bir coşkuyla gece gündüz Arap kitaplarını okuyor. Hıristiyan edebiyatını dikkate değer bulmayarak küçümsüyorlar. Kendi dillerini unuttular bunlar. Bir dostuna Latince mektup yazabilen her bir kişiye karşı, kendilerini fasih ve beliğ bir şekilde Arapça ifade edebilen ve bu dilde Araplardan bile daha iyi şiirler yazabilen bin kişi mevcut.

Paul Alvarus’un yaşadığı yer tahmin edebileceğimiz gibi İspanya’dır. Onun bu serzenişleri, İspanya Hıristiyanlarının içler acısı durumunu en açık şekilde ortaya koymaktadır. Bundan başka yakın tarihlerde Hıristiyanlıkla ilgili başka tespitler de mevcuttur. 1054 yılında kiliselerin Katolik ve Ortodoks olarak bölünmesi, Papalığın manastır reformuyla manastırları kendine bağlaması, 1040 yılında da Pax Dei (Tanrı Barışı) ile Hıristiyanlar arasındaki çatışmaların yılda doksan güne indirgenmesi ve benzeri çabaların kendini göstermektedir. Fakat dini açıdan asıl sorun, Avrupa’ya daha yakın İspanya’da olmasına rağmen ve daha kolay olabilecekken neden seferler İspanya’ya değil de Suriye’ye yapılmıştır? Bunun birçok cevabı olabilir ancak esas sebebin din olduğunu söylemek mümkün değildir.

Öte yandan Avrupa’da kitlelere öğretilen ve gösterilen İslam imajı en önemli konulardandır. Bir Avrupalının gözünde İslam putperest bir din olmakla beraber, Hz. Muhammed(s.a.v) cahil bedevileri büyülemiştir ve sonu çok kötü bitmiş günahkâr bir kişiliktir. İslam’ın verdiği dört eş gibi cinsel bir serbestlik ise sapıklıkla açıklanmıştır. Kilisenin oluşturduğu bu motifin dışında düşünmek aykırıdır. Haçlı savaşlarında Endülüs’ün bir etkisinin olduğunu ise ciddi olarak varsayamayız. Çünkü İspanya hem düşünürleriyle hem de siyasi olarak dondurulmuştur. Avrupa’daki Karolenj geleneği, Paul Alvarus gibi İspanyol düşünürlerini kendisinden uzak tutmaktadır.

Doğu Hıristiyanlığına baktığımızda ise geçmişin getirdiği sorunlara, 1054 yılında Papa-Patrik şeklindeki ayrışma da eklenmiştir. Haçlılar da 1204 yılında İstanbul’u da işgal ederek Patriklik kurumuna gözdağı vermek suretiyle tepki göstermişlerdir. En doğudaki Süryani ve Ermeni gibi heterodoks grupların ise Ortodoks baskısı altında kaldığını görüyoruz.

Seferlerin diğer boyutuna baktığımızda ise İslam dünyasında da şekil olarak benzer fakat öz olarak ayrı bir bakış görürüz. Müslümanlara göre Hıristiyanlar,  müsamaha gösterilen ve korunan bir kitle olmalarına karşın onlara güvenilmemesi gerektiği ayetle sabittir. Seferlerin başlangıcına kadar Hıristiyanları inceleyen bir çalışmaya tam olarak rastlayamayız. Kastettiğimiz; Müslümanların Hıristiyanları önemsememesinden ve onlara olan ilgisizliklerinden kaynaklanan düşünce yapısıdır. O dönemde İslam dünyası daha çok kendi iç çatışmalarını yaşamaktaydı. Bir tarafta yükselen Şii-Fatımi siyaseti ve 975 yılında açılan El-Ezher üniversitesiyle büyüyen dini tartışma; buna karşın diğer tarafta 1060 yılında açılan Nizamiye Medresesi ve Bâtıni düşünceye karşı geliştirilen Sünnî ekol. Bu dini tartışmaların içerisinde Müslümanların Hıristiyanlığı düşünmeleri de mümkün gözükmemektedir.

Endülüs İslam’ı ise farklı boyutlarda gelişti. Nitekim 1. Haçlı Seferiyle aynı zamanda yazılan İhya-ı Ulumiddin orada aykırı bulunarak yakılmıştır. İslam dünyası dini anlama ve yorumlama da farklılık ve çatışmalara sahnedir. Bir kaynakta Şehristâni’nin 1127 yılında (birinci seferin başlamasından 31 yıl sonra) yazdığı ve çok kapsamlı bir eser olan el Milel ve’n Nihal’de, Hıristiyanlığın Melkani, Nasturi ve Yakubilik olarak üçe ayrıldığını görürüz. Bu eserde Katolik ve Ortodoks mezheplerine rastlanmaz. Eserde ayrıca Müslümanlarla diyaloga geçmiş Doğu Hıristiyanlığı ele alınmıştır. Bu durum da göstermektedir ki Horasanlı Şehristâni, Haçlı Seferi ve onu gerçekleştirenlerin mezhebiyle pek ilgilenmemiştir.

Seferlerin karşılıklı olarak dini boyutu, bize gösteriyor ki din konusu bu seferlerin yapısında arka planda kalan ve kitleleri harekete geçirme aracı olarak görülmüştür. Nitekim seferin öncüsü Pierre L’Hermite adlı papazdır. Haçlı askerleri yolda İsa, melekler ve azizler gibi birçok halüsinasyonlar görmüşlerdir. Antakya’nın alınmasını sağlayan psikolojik destek ise sahte Kutsal Mızrak’ın bulunmasıyla sağlanmıştır. Papa sefere çıkanların günahlarını bağışlamıştır. Yani din seferler için bir dinamo görevi görmüştür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: