Duyulmayan ve Konuşulmayan Bir Rapor

cvi

Tarih 24 Nisan 2004…

Cherly Benard isminde bir kadının RAND Corporation’dan bu kitabı çıktı. Kitap maalesef 2003 baskısı olmasına rağmen ve Türkiye’yi baştan ayağa ilgilendiren bir çalışma iken medyamızda hiç duyulmadı. İlk dile getiren Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül bu tarihte kaleme aldı. Birkaç gün sonra merhum Attila İlhan TV programında bundan bahsetti ve konu orada kapandı. 2008 dolaylarında tekrar bazı çevrelerde gündeme gelmiş fakat hiç yayılmamış. Kitap Türkiye’de bir internet sitesinde satılıyor. Ayrıca RAND Corp. sitesinden ücretsiz indirilebiliyor.

“Kadının biri bir çalışma yapmış bize ne?” diye düşünebilirsiniz. Aşağıdaki yazıda kocasından bahsedilmekte fakat o tarihten bu yana bu adamın kariyeri iyice yükseldi. Afganistan ve Irak büyükelçiliği gibi görevlerden sonra birkaç ay önce tekrar Afganistan Chief Executive Officer olmuş. Karısı da onun kadar aktif birisi.

İbrahim Karagül’ün o tarihteki yazısı:

“Sivil demokratik İslam” ve ABD’nin “din inşası”

İşgallerle izlediğimiz Batı’nın İslam’ı ve Müslüman dünyayı kontrol altına alma stratejisi çerçevesinde yürütülen çalışmalara ve hazırlanan raporlara burada sık sık yer vermeye çalışıyorum. ABD’nin İslam kuşağına yönelik müdahalesi sadece petrole endeksli bir strateji değil. Irak ve Afganistan işgalini, Filistin’deki suikastleri, ‘Büyük Ortadoğu Proje’ni, ‘Türk modeli’ni, ‘ılımlı İslam’ı ve her gün yeni kavramlar ve eylemlerle gündemimizi işgal eden ve kodlarını çözmeye çalıştığımız süreci anlamak ve tanımlamak için büyük bütçeler ayrılan ve ABD politikalarının önünü açan bu çalışmaları dikkatle izlemek gerekiyor.

Bu çalışmaların hepsinin “medeniyetler çatışması” ön kabulü ile hazırlanması ve birbirini tamamlayıcı nitelikte olması son derece dikkat çekici. Meşhur RAND Corporation’ın hazırladığı ve bu tarz araştırmalara yılda 100 milyon dolar ayıran muhafazakar Smith Richardson Vakfı’nın finanse ettiği “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, kaynaklar ve stratejiler” başlıklı çalışma da bunlardan biri. Rapor, “İslam ve Müslümanlar, Batı demokrasisi, değerleri ve küresel düzene entegre edilemezse medeniyetler çatışması ihtimalinin yüksek olduğu” teziyle İslam ve Müslümanların nasıl kontrol altına alınacağına dair Washington ve Londra merkezli bir strateji sunuyor.

“Ulus inşası”ndan “din inşası”na

88 sayfalık raporu kaleme alan Cheryl Benard, ABD Başkanı George Bush’un Basra Körfezi ve Güney Asya Danışmanı Zalmay Halilzad’ın karısı. Sosyolog ve femist romanlar yazıyor. Yeni Amerikan Yüzyılı projesinde imzası olan, ABD petrol şirketlerinin öncü savaşçısı ve Afgan kökenli bir Amerikan şahini olan Halilzad, özellikle Afganistan ve Irak işgalleri sırasındaki üslendiği rolleri nedeniyle Türkiye’de yakından tanınıyor.

ABD’ye İslam dünyası için strateji hazırlayan kuruluşlardan biri olan RAND, daha önce de Pentagon’a bir brifing vermişti. Brifingi sunan RAND uzmanı Laurent Murawiec, Suudi Arabistan’ı ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük düşmanı ilan etmiş, Ortadoğu’ya yönelik çok yönlü emperyal mücadele çağrısı yapmıştı. Ona göre bu kampanyada; “Taktik hedef Irak, stratejik hedef Suudi Arabistan ve ganimet Mısır” şeklinde yürütülmeliydi.

ABD’nin Türkiye dahil, bölgedeki çalışmalarıyla bire bir örtüşen rapor, 11 Eylül’den bu yana “ulus inşası”nı terkeden ABDnin, İngiltere ve İsrail’le birlikte “din inşası”na başladığına yönelik iddiaların açık göstergesi. İslam dünyasını “medeniyetin problemli çocuğu” olarak gören, Müslümanları “barbar gericiler” olarak niteleyen, Fransa’daki başörtüsü yasağının Müslümanları modernleştireceğini öne süren Cheryl Benard, Müslümanları “fundamentalist, geleneksel, modernist ve laik” olmak üzere dört kagoriye ayırıyor ve şöyle bir strateji öneriyor:

“Anti-emperyalist ve sosyalist düşüncelerinden dolayı laiklere güvenilmez. Fundamentalistlere ve geleneksel Müslümanlara da. Fundamentalist ve gelenekseller arasında oluşabilecek yakınlık engellenmeli. Birbirleriyle savaşmaları teşvik edilmeli. ABD ve Avrupa için güven telkin edilenler sadece, kitleleri yönlendirmede Kur’an’ı sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir. Fundamentalistler zayıflatılmalı ve yok edilmelidir.”

İşte mücadele stratejisi

Stratejiyi biraz daha açalım:

1- Önce modernist ve laik Müslümanları destekle. Bunun için: Modernist liderler, modeller ve kadrolar oluştur. Eserlerini yayınla ve dağıt. Kitlelere hitap etmelerini sağla. İslami eğitimde düşüncelerini öne çıkar. Fundamentalistlere ve geleneksellere karşı onlara medya desteği ver. Gençlere İslam öncesi ve İslami olmayan tarih bilinci aşıla. Laik kültürel kurum ve etkinlikleri güçlendir.

2- Geleneksel Müslümanları fundamentalistlere karşı destekle. Bunun için: Aralarındaki anlaşmazlıkları teşvik et. İki kesim arasında oluşacak ittifakı engelle. Modernistlerle gelenekselleri birbirini yakınlaştır. Geleneksel kurumlarda modernistlerin sayısını artır. Gelenekseller arasında farklılıklar ortaya çıkar. Hanefi mezhebi ile diğer mezhepler arasındaki farklılıkları büyüt.

3- Fundamentalistlerle savaş. Bunun için: Onların İslam yorumunu ve çelişkilerini sorgula. Şiddet eylemlerinin sonuçlarını abart. Bu kesim içindeki liderlerin yolsuzluk gibi olumsuz durumlarını ortaya çıkarmaları için gazetecileri cesaretlendir. Bu mesajlar için gençleri, dindar geleneksel toplulukları, Müslüman azınlıkları ve kadınları hedef al. Eylemlerine sempati beslenmesini, kahramanlaşmalarını önle. Onları korkak ve düzen bozucu olarak göster.

4- Seçici bir şekilde laikleri destekle. Bunun için: Fundamentalizmin ortak düşman olduğuna dair onları cesaretlendir. Laik Müslümanların ABD karşıtı güçlerle, milliyetçilerle ve solcularla ittifak kurmalarını engelle. İslam’da din ve devletin ayrı olduğu ve bunun imanı tehlikeye atmadığı düşüncesine destekle.

5- “Batılı İslam” tezini destekle. Burada Alman İslamı, Amerikan İslamı, Türk İslamı, Malay İslamı gibi kavramların ve “ortak bir İslam dünyası olmadığı”na dair kanaatin yaygınlaştırılması isteniyor.

6- Sufizmi güçlendir. Sufi geleneğin tarihlerinin parçası olduğuna inandır. Sufi öğretileri müfredatlara sok.

Cheryl Benard’ın, bu strateji için modeli Türkiye’dir. Nedeni ise Türkiye’nin uyguladığı “agresif laiklik”tir.

Bu raporun ABD’nin İslam dünyasına yönelik siyasi, askeri ve kültürel dayatmalarıyla çok yakın ilişkisi var. Türkiye’de ve diğer Müslüman ülkelerde birbirine paralel biçimde yürütülen çalışmalar, konferanslar, paneller, eğitim çalışmaları, siyasi hareketler, ekonomik teşvikler bu 88 sayfalık raporda anlatılanlardan bağımsız değil. Raporu okurken kendi coğrafyamızda izlediğimiz birçok projenin aslında Washington’da planlandığını, yeni fikirler olarak duyduğumuz birçok sözün aslında oradan dikte edildiğini anlıyoruz. Ancak ne yazık ki, ABD’nin bölgeye yönelik projeleri çerçevesinde oturumdan oturuma koşan aydınlarımız bu ve buna benzer çalışmaları hiçbir şekilde gündemlerine almıyor. RAND raporu Türkiye’de hiçbir şekilde tartışılmadı. Acaba neden?

RAPORU İNDİR

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: